YÖRÜNGELER ve EVRENSEL VAROLMA TEORİLERİ  – Karayev Sadık

s qarayev

 

Azerbaycan Ulusal İlimler Akademisi büyük

         bilimsel çalışmanı

                              Karayev Sadık Kurban oğlu

                                    e posta: qarayev.1974@mail.ru

YÖRÜNGELER ve EVRENSEL VAROLMA TEORİLERİ

 

YÖRÜNGELER ve EVRENSAL VAROLMA  teorilerinde evrenin ve materyanın nasıl meydana gelmesi hakkında geleneksel bakışlardan farklı, yeni fikirler ortaya atılmakta ve kanıtlanmaktadır. Bu teorilerin temelinde yörüngelerin birinci olduğu, yüksek hızlı enerjiyi toplayarak materyanın sentez etmesi özelliği durmaktadır. Yani Dünya, Jüpiter ve diğer gezegenler oluşmuş, güneşin etrafında dönerek “yörünge” oluşturmamışlardır. Tam tersi, yörüngeler öncelikle varolmuş, hν ışık fotonlarını, hızlı enerjiyi toplayarak Dünya`yı, Jüpiter`i ve diğerlerini yaratmışlardı. Aynı zamanda, bu teorilerde varolma enerjisiyle varolmanın arasındaki karmaşık ilişkilerin, neden sonuç mekanizmalarının anlatımı yeni düzlemde verilmektedir. Zaman, mekan, hız, alanları hakkında farklı görüşler düzeni ortaya konmaktadır. YÖRÜNGELER ve EVRENSAL VAROLMA  teorileri birgelik içinde olup, bir birini tamamlamaktadır.

 

 

Anahtar kelimeler: Olası  mantık, gerçek mantık, yörüngelerde sentez, varolma katsayısı, varolma enerjisi, varolma zamanı, Bing Bang, Higgs Bozonu, hν-kuantum porsiyonları, sınırlı ve sınırsız alanlar.

 

Şuan kabul gören teoriler
Şuan en ünlü ve bilimsel camia tarafından kabul gören “Bing-Bang” teorisinin mantığına, mahiyetine dikkat edelim. Rus bilimadamı Alexander Friedmann ve Belçikalı astrofizik George Lemaitre, evrenin genişlemesini teorik olarak hesaplamışlar. 1929 yılında Amerikalı bilim adamı Edvin Hubb teleskopla gözlem yaparken, yıldızların uzaklaşmasını belirlemişti. Daha sonra Hubb yıldızların sadece bizden değil, aynı zamanda birbirlerinden de uzaklaştıklarını farketmişti. Yani zaman geçtikçe, evren genişlemektedir. Bu durumda yoğunluk azalmakta ve soğumaktadır. Bu mantıkla zamanın geriye gittiğini düşünürsek, materya ve enerji aşırı yoğunlukta ve oldukça küçük noktada yer almaktadır. Bu noktanın patlamasıysa evrenin yaranmasına neden olmuştur. Yani, hiçbir şey yoktur, zaman, mekan ve enerji sıfıra denktir. Sadece çok küçük bir nokta vardır. Onun patlaması sonucu evren oluşmuştur.

“Bing-Bang” teorisini kanıtlamak için deliller de getirmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in “Zariyat” suresinin (51) 47. ayetinde şöyle denmektedir: “Göğü kendi kudretiyle ‘bina ettik ve genişlettik.”

En büyük delillerden bir tanesi de evrenin genişlemesidir. Daha sonra bilim adamları böyle bir teori ortaya atmışlardır: “Bing-Bang” – büyük patlama sonucunda evrende radyasyon olarak bazı kalıntılar olması gerekmektedir. George Gamov`a göre evren eğer bu noktadan yaranmışsa, demek ki, bu patlamadan sonra radyoaktif ışın kalmalı ve tüm uzaya eşit şekilde dağıtılmalıydı. 1965 yılında Arno Penziyas ve Robert Wilson, bu kalıntıları içeren Kozmik Mikrodalga Arkaalan ışınını keşfettiler. Onu Kozmik radyasyon arka plan ışıması olarak isimlendirmişlerdir. Bu keşifleri yüzünden her iki bilim adamı “Nobel” ödülü kazandı. 1989 yılında George Smith NASA‘nın Goddard Uzay Uçuş Merkezindeki bilim adamlarıyla işbirliği yaparak COBE isimli Kozmik Arka plan Keşif Uydusu`nu uzaya gönderdi. Uyduda bulunan hassas radyo dalgaboyu sayesinde Penziyas ve Wilson’un bu hesabının onayı sadece sekiz dakika sürdü.

“Bing-Bang” teorisinin taraftarları “büyük patlama“-nın 10-43 saniye sürdüğünü iddia ediyorlardı. Daha sonra Planck dönemi başlıyor. Bu arada evrenin boyutu  10-35 metre-planck uzunluğundaydı. Bu, 10-37  saniyede gerçekleşmekteydi. Sonra hidrojen atomunun çekirdeği oluşmakta, dokuz milyar yıl sonraysa güneş düzeni kendi yörüngesini yaratmaktaydı. 13,7 milyar yıl sonraysa evren şuanki haline dönüştü.

Evrenin olduğu yerde durmadığını, sürekli genişlediğini Einstein de araştırdı. Fakat o dönemde bu kabul gören sabit evren teorisine aykırı olduğu için, ünlü bilimadamı kendi buluşunu bir kenara bırakmak zorunda kaldı.

Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Genel Müdürü Rolf Hayer 4 Haziran 2012’de “yeni subatom parçacık keşfettiklerini” belirtti. Yani “Higgs bozonu”nu ya da, “Tanrı zerreciği”ni bulduklarını ilan etmişlerdir. “Higgs Bozonu”`nun atomların ışık hızıyla çarpışmasından oluştuğunu, saniyenin trilyonda biri kadarında, kısa sürede göründüğünü ve sonra diğer parçacıklara dönüştüğünü söylüyorlar. “Tanrı zerresi” ismini Higgs Bozonu hakkında yazdığı kitaba Nobel ödüllü fizikçi Leon Lederman verdi.

Standart Model içindeki kuvvet taşıyıcı ayar bozonları kısa erimli doğaları sebebi ile kitleli olmak zorundadırlar. Higgs spin’i 0 (sıfır) olan kompleks bir alandır. Bu iki yüksüz, iki de yüklü parçacığa karşılık gelir. Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose`nin ismine atıfta bulunularak temel uvvetlerin taşıyıcısı olan parçacıkları Bozon olarak isimlendirilmiştir. Örneğin Bozonlardan birisi olan Foton, Fizik biliminde elektromanyetik alanın kuantumu, Işığın temel “birimi” ve tüm elektromanyetik ışınların kalıbı olan temel parçacıktır. Foton ayrıca elektromanyetik kuvvet’in kuvvet taşıyıcısıdır.

Higgs bozonu İngiliz fizikçi Peter Higgs`in ismini taşımaktadır.Çoğu zaman bu bozon “Tanrı’nın hisseciği” olarak isimlendirilmektedir. Peter Higgs bu problemin cevabı için 1964 yılında bir teori ortaya koydu. Temel parçacıkların, her yerde mevcut olan bir alan ile sürekli etkileşimleri sonucu kütle kazandıklarını öne sürdü. Bilim adamları Robert Brout, Francois Englert, Gerald Guralnik, Carl Hagen, Tom Kibble – yaptıkları çalışmalarda benzer sonuçlara ulaştılar. Bu alan Higgs alanı olarak isimlendirildi. Sonraları P. Higgs bu alanın taşıyıcısı olarak kitleye sahip Bozon`un mevcut olabileceği düşüncesini ortaya attı. Bunu “Higgs bozonu” olarak isimlendirdi. Bilimadamına göre, Standart Model içindeki kuvvet taşıyıcı ayar bozonları kısa erimli doğaları sebebi ile kitleli olmak zorundaydılar. Higgs spin’i 0 (sıfır) olan kompleks bir alandır.

Higgs Bozon`un algılama kitlesinin kökeni, evrenin oluşumuyla ilgili sorulara yanıt bulmakta yardımcı olabilirdi.

8 Ekim  2013’te Peter Higgs ve Belçikalı fizikçi François Englert bu alandaki araştırmaları yüzünden Nobel ödülünü kazandılar.

 

“Bing Bang” teorisinin, “Higgs Bozonu”, “Tanrı zerreciği” gibi kuramların olasılıkları, anlatamadığı bazı özellikleri.

 

“Bing Bang” – olasılıklar, karanlık noktalar

  1. “Kurani-Kerim” mantığıyla paradoks:

 

“Bing Bang” teorisi “Kurani-Kerim” mantığıyla bağdaşmamaktadır. “Kurani-Kerim”de evrenin, yerin ve göğün yaratılışı hakkında yirmiden fazla ayet mevcuttur. Burada, evrenin oluşumu hakkında tezler şunlardır: “Gökleri, yeri ve aralarındakını yoktan var eden Allah;,, gökleri ve yeri altı günde yarattı;,, göklerle yer bitişik bir haldayken biz onları ayırdık;,, Güneş ve ay emrine uyarak herbirisi belli bir anda, hızla kendi yolunda akıp gidiyor;, yeri iki günde yarattı, dört gün boyunca her canlının rızkını belirledi, sonra göğü yaratmağa başladı; O duman halindeydi. O zaman göğe ve yere dedi: “İster istemez ortaya geliniz”. Söylediler: “itaat edip geldik”;, “Yedi göğü iki günde yarattı ve her göğe kendi işini belirtti, Andolsun ki biz, yeryüzüne en yakın olan göğü kandillerle süsledik ve koruduk“… 6/101., 7/54., 13/2., 21/30 ., 41/9, 10, 11, 12., 44/10., 50/38., 79/27, 29.

Görüldüğü üzere, burada hiçbir nokta, büyük patlama söz konusu değil. Evrenin yoktan, hak ve hikmetle yaratılması, bu süreçin altı gün devam ettiği vurgulanıyor. «Bing Bang» teorisindeyse milyarca yıllardan söz ediyoruz. Zaman ve mekan uyumsuzluğu açık seçik ortadadır.

Biz de düşünüyoruz ki, Evrenin oluşumu teorisinde ZAMAN kavramına özellikle dikkat edilmelidir. Burada bir karmaşık, anlatıma gereksinim duyulan bir konu vardır. “Kur’ani – Kerim”’de “Allah gökten yere iş(ler)i düzenler. Sonra süresi sizin saydığınızla bin yıl olan bir günde (işler) O’na yükselir.”Secde Suresi (32), ayet 5.; “Melekler, ruh, büyük melekler, dünya ölçüsüyle, sizin hesaplarınıza göre elli bin yıl tutan bir günde O’nun huzuruna yükselerek çıkar” Mearic Suresi (70), ayet 4.; “Şüphesiz ki Rabbinizin ölçüsüyle bir gün, sizin sayıp hesapladığınız bin yıl gibidir.” Hac Suresi (22), ayet 47. gibi ayetler vardır. Bu durumda altı gün dendiğinde bizim kabul, idrak ettiğimiz mi, yoksa Tanrı katındaki gün mü öngörülmektedir? İkinci bir konu, eğer hala bir şey yoksa, aynı zamanda yer ve Güneş yaratılmamışsa, “gün” derken bizim anladığımız zaman süresi, bir gün, yirmidört saat nasıl anlaşılabilir?

Şunu da belirtelim ki, Allah’ın zamana ihtiyacı olmadığını, ayetlerin insanlara atfedildiğni dikkate alacak olursak, büyük ihtimalle, “gün” dendiğinde bizim kabul ettiğimiz bir güne eşit zamandan bahsedilmektedir.

Diğer olasılıkları, karanlık noktaları belirtmemişten önce, mantık, sıfır ve düzgün çizgiler üzerinde yeni kavramları, varsayımlar kabul etmek, farklı düşünce düzeni yaratmak zorundayız.

 

1.Olası, Mantıkdışı ve Gerçek mantık.
Birden sonra iki gelmek zorundadır (Binary mantık (Aristo)), birle ikinin arasında birden fazla sayılar mevcuttur (Bulanık mantık (Lütfizade)). Bulanık mantık, birle iki arasında birden fazla rakamların olduğunu kabul etmektedir. Fakat şöyle bir soru ortaya çıkmakta: acaba ne kadar? Olası mantık birle iki arasında bulunan rakam kümelerini olasılıkla ortaya koymakta. Gerçek mantıksa mümkün olabilecek tüm rakamların fazlalığını açıkça ispat etmektedir. Demek ki, binary mantık aşağı ve yukarı sınırları, bulanık mantık bu rakamlar arasında bulunan fazlalıkların olduğunu belirtiyorsa, olası mantıksa kümelerin sayısını olası bir biçimde ortaya koymaktadır. Gerçek mantıksa, herşeyi gerçek bir biçimde belirtmektedir. “Kur’ani – Kerim”’deyse defalarca çeşitli konulara bakış zamanı “Daha doğrusunu ve daha iyisini kuşkusuz ki, Allah bilir.” Denmektedir. Bu düşünceyse gerçek mantığın Allah’a özgü olduğu tezini ortaya koymaktadır. Allah’tan başka, insan da dahil olmakla, herkesin olası mantıkla düşündüğünü açık seçik belirtmektedir.

Mantıkdışı– mantıkımızın kapsama alanı dışından Allah’ın gerçek ve asıl mantığına kadar olan bir alanı kapsamaktadır. Olası mantık aynı zamanda onun çevresinin sınırından, gerçek mantığın sınırına kadar olan aralıklı mantık mantıkdışı mantıktır. Mantıkdışı- doğru bildiklerimizin tersi olup, doğru olanlardır. Ya da olamaz dediklerimiz, yasalarca kabul edemediklerimiz, yalnızca gerçek olacak olanlar mantıkdışı olarak bilinmektedir. Yani, tüm bunlar mantıkdışıdır. Örneğin, Evren mutlak sonsuzluk içinde olmuş olsaydı Allah onu nasıl yönetecekti? Ya da Allah sonsuzluk içinde olduğunu tahmin etmediğini nasıl yaratırdı? Yaratır mıydı? Demek ki, bizim mantığımızca evren sonsuzluktur, ışık hızı en büyük hızdır. Mantıkdışına göreyse evrenin bir sonu vardır, daha büyük hızsa mevcuttur. Olası mantık mantıkdışı hayale doğru gelişim içindedir.

 

  1. 0- sıfırla alakalı: Mutlak sıfır, gerçek sıfır.

 

Nasıl oluyor da sıfır herhangi bir rakamın veya sayının sağında bulunduğunda onu on kez artırmakta, solunda bulunduğundaysa on kez azaltmaktadır? Yani, varolmayan birşey gerçek varolanın sağında veya solunda duracak olursa, nasıl onun artmasına, ya da azalmasına neden olabilir? Bu paradoksu çözmek için “Gerçek sıfır” – θ kavramını gerçekmiş gibi kabul edelim. Önceki sıfırıysa “Mutlak sıfır” diye tanımlayalım. Mutlak sıfır hiçbir şey anlamına geliversin, yalnızbaşına kullanılsın (örn: 1-1=0.) Gerçek sıfırsa mevcut olmayanla, gerçekten mevcut olanın arasındaki geçiş sürecinin göstergesi olsun. Bunun anlamı mutlak sıfırdan sonra gerçek sıfırın gelmek zorunda olmasıdır. Gerçek sıfır gerçek mevcut olanın en küçük say birimidir, ibtidasıdır. Yani, ondan önce hiçbir şey mevcut değildir, heryer boşluktur, hiçliktir, yani mutlak sıfırdır. 0,1 ya da 10 değil, θ, 1; 1θ yazmak daha doğru olur. Yalnız yazılan gerçek sıfırsa, (θ) belirttiğimiz üzere, en küçük sayı, gerçekten varolan anlamına gelmektedir. Örneğin, okyanustaki bir su molekülü orada bulunan genel su moleküllerinin gerçek sıfır katmanını oluşturmaktadır. Biz okyanustan hiçbir şey almıyoruz, yani tüm su olduğu gibi yerinde durmaktadır. Bu zamansa x-0=x denklemi gerçektir. Bir molekül alıyorsak, o zaman burada x- θ ≠ x denklemini yazmak daha doğru olacaktır. Bir molekül almak, gerçek sıfırın en küçük birimini almak anlamına gelmektedir. Bu bölüm, sıfırdan sonra gelen en küçük gerçek varlıktır. Sıfırdan sonra, birden önce en küçük varolan sayı da gerçek sıfırdır. Gerçek sıfır yokluktan varlığa birer geçiştir: x + θ> x, x- θ <x, x * θ <x, x: θ> x- o zaman bu denklemler daha doğru olacaktır. Gerçek sıfıra bölemk mümkündür. Kısacası, gerçek sıfır kavramı, özünde varlıkla yokluğu birarada bulundurmaktadır. O yokluğun gerçekliğe, gerçekliğinse yokluğa geçiş süreçidir. Sıfırsa mutlak yokluğu, hiçliği belirterek gerçek sıfırın solunu kapsamaktadır.

Eğer mekan ve zaman yoksa iki noktadan düz bir çizgi geçirmek sınırı birer illüzyon değil midir sizce? İlluzyon denen nesnelerin de bir parçası gerçektir. Mutlak illuzyon asla ve asla mevcut değildir. Gerçek sıfır kavram olarak illuzyon olarak tabir edilebilir. Aslına bakılırsa sıfırın, hiçbir şeyin kendisi mevcut değildir. Zaman, mekan, nokta ve evrenin de hiçbir zaman mutlak anlamda sıfır denen makamı olması mümkün değildir, olamayacaktır da. Birden ikiye geçiş gerçektir. Yani iki tane biri toplayıp iki almanız mümkündür. Ancak sıfırları biraraya getirip te, bir sonucunu almak mümkün değildir. Birden uzaklaşıp ikiye doğru, ikincisi varolana doğru ulaşmak mümkündür. Burada 1 rakamı  referans noktası, varolandır. Ancak sıfır gerçekte mevcut değildir. Ondan uzak, bire ulaşmak imkansızdır. Sıfırı referans olarak almamız mümkün değildir. Bilinmeyen, aslında varolmayan bir noktadan belli noktaya gelmek imkansızdır. Matematikteki bu paradoks, sıfır noktasındaki zaman ve mekan kavramlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gerçekte mekan da, zaman da hiçbir zaman sıfıra denk olmamıştır.

  1. Paralellik birer illüzyondur

Diğer bir dikkat çekici husus aynı düzlemde kesişmeyen düz çizgilerin mevcut olmamasıdır. Zira düzlemlerin anlamı, düz çizgilerin aynı düzlemlerde bulunmasına izin vermemek, onları kesin bir noktada birleşmek için zorlamak özelliğine sahiptir. Eğer aynı düzlemde kesişmeyen düz çizgilerin varolduğunun farkındaysak, o zaman varolan düz hatlar gerçek değil, sadece birer illüzyondur. Aynı düzlemde düz çizgiler mevcutsa, mutlaka biraraya gelecek, gerçek buluşma noktasını sağlayacaklardır. Düz çizgiler sınırlı düzlemlerde parallel gözükebilirler. Onlar da olası düzlemler olarak isimlendirirler. Kesin parelellikler asla mümkün değildir. Diğer bir nedense, evrende kesin özdeşliğin mevcut olmamasıdır. Tekrar, aynı aralıklar bulunamaz. O zaman, düz çizgilerin arasında bulunan aralıklar çeşitli noktalarda aynı, mutlak bir biçimde eşit olamaz. Çeşitlilik evrenin yaratılışında bulunmaktadır. Karenin dışında çizilmiş çemberin alanı, içinde bulunan çemberin alanından 2 kez daha büyüktür. Paralellik illüzyon olduğu için, bu yasalara uygunluk da olasıdır. Genel olarak, geometrik yasalara uyumluluk ta birer olasılıktır. Demek ki, evrenin geometrik yapısı açık bir düzen olup, kalıcı değil, dinamik bir yapıdadır.

 

4.Evrenin, mekanın ve zamanın biçimi
Yerden dikey, yukarıya doğru çıkan düz çizgi, belirli noktadan, olası mantığın bitiş noktası, mantıkdışının dahilinde, tam olarak, gerçek mantığa yakın aralıklardan sonra eğilmeğe başlayacaktır. Çevreni gerçek mantığa yakın aralıklara kadar genişletecek olursak, düz çizgi halini alacaktır. Evren düz çizginin çevreye, çevrenin de düz çizgiye geçiş biçimindedir. Evrende herşeyin biçimi çevremsi olmağa eğilimlidir. Çember biçimi evrende varolanların en olgun biçimidir. Çember biçiminden farklı diğer biçimler radikal biçimlidir. Küre nötr, dayanıklı bir yapıdır. Zamanın en olgun biçimiyse de düz çizgidir. Evren mekanla zamanın bileşiminden oluştuğu ve şekillendiği için, evrenin biçimi çemberin düz çizgiye, düz çizgininse çembere geçen periyodik ve dinamik yapısıdır.

Eşit biçimli yapılar içinde yüzey alanı en küçük olan çemberdir. O yüzden yüzeysel sıkılmağa, küçülmeğe çalışan yüzey gerilim kuvveti sıvıları ve gazları sıkarak, en yüksek düzeyde hacmi, mümkün olduğunca en küçük yüzeye sahip çember haline sokmaktadır. Demek ki, sert  gezegenler evrimde gaz ve sıvı biçimli aşamaları geçmişlerdir.

Zamanın en olgun biçimi düz çizgidir. Zaman geçiyor, mevcut olanlarsa ihtiyarlıyor, olgunlaşıyor. Hızımız zamanla eşitleşecek olursa, zaman bizim için duracak ve bizler hep aynı kalacağız. Hızımız zamanı geçecek olursa, zaman geriye gidecek, mevcut olanlarsa gençleşecektir. Geriye kalmış zamanın, gelip şimdiki zamana ulaşması paralel zamandır veya zamanın farklı boyutlara doğru genişlemesidir. Peki, zaman nereye gidiyor böyle? Genel olarak evrenin enerjisi, onunla birlikte oluşan zaman kıyamete doğru yönelmiştir. Kıyametten sonra, zaman ve mekan başka bir biçime geçecektir. Zaman mevcut olanlardan, mekandan farklı, daha tez kıyamete ulaşacaktır.

  1. Sınırlı ve sınırsız alanlar, zaman, hız. Kara deliklerin anlamı.

Bize belli olan hareket biçimlerinin hemen hepsi kesintiye uğramışlardır. Yani kısa porsiyonlar halindedir. Buna uygun olarak, belli zaman biçimleri de aynı porsiyonlardan oluşmaktadır. Elektrik, manyetik, yerçekimi alanları da porsiyonlarla olup, kesintilere uğramışlardır. Eğer bu varsayımlar gerçekse, zamanın kesin durduğu anlar mevcuttur ve o anlarda zaman öylece duruyor. İşte bu nedenle zaman da porsiyonlardan oluşmaktadır. Aynı zamanda, hareket eden herşeyin, örneğin, kendi yörüngesinde dönen Dünya’nın ve diğer uzay gezegenlerinin de hareketinin durma anı, yani, sıfır noktası vardır. Ancak bunun tersi, yani, hareketin ve zamanın asla ve asla durmadığı, sıfır noktasının bulunmadığı biçimleri de vardır. Evrende zaman ve hareketin arasıkesilmeyecek, durma, sessizlik noktaları olmayan biçimlerini bulmakla, ışık hızından daha büyük hızı belirlemek mümkündür. Işık hızı kesintilidir ve durma noktaları vardır. Sekte uğramış, durma noktası bulunan hareketin hızı sınırlıdır. Işık hızını aşan hız, sınırlı hız değil, sınırsız hızdır. Sınırsız hızı, sadece arasıkesilen değil, gerçek bütünlüğe sahip alanlar yaratabilir. Aynı zamanda sadece tam, komple bir biçimde, sınırsız alanlar kitleyi oluşturabilirler. Sekteye uğramış alanlar, kitlesel bir alan oluşturamazlar. Sınırsız alanlar elektrik, manyetik, nükleer ve yerçekimi kuvvetlerinden farklı olarak, sınırsız etkiye, güce  sahiptirler. Siyah deliklerde sınırsız, tüm alanların yarattığı sınırsız kitleler ve kuvvet vardır ki, bunlar sayesinde orada mantıkdışına uygun enerji ortamı, zaman ve mekan biçimi mevcuttur. Orada çekime uğrayanların ortadan kaybolması, geri dönmemesi, iz bırakmaması sınırsız enerji, zaman ve mekan ortamına düşmesi sonucunda sınırsız bir biçimde değişmesidir. Kara deliklerin kendileriyse, sönmüş yıldızlardan oluşamazlardı. Zira, yıldızlar da kendilerine özgü sınırlı kitle, enerji, kuvvet, hız vb. özelliklere sahiptir. Kara delikler özel yörüngelerdir ki, niteliğinde sekteye uğramamışlık ve belli bir sınırsızlık mevcuttur. Sadece bu durumda, sekteye uğrayan belli sınırlı hıza ve enerjiye sahip ışık kuantumları orada ortadan kaybolabilirler.

Durgunluk, sıfır noktası, hareket ve zamanı durduran önemli olgudur. Sekteye uğramış alansa kitleyi hiçe indirmekte, sınırlı güç üretmekte, zamanı tam olarak değiştirememektedir. Yani ışık hızında zaman ve mekan başka düzleme geçmemektedir. Siyah deliklerdeyse geçmektedir. Sınırsız hız, zaman, enerji, alan dendiğinde boyutun kısıtlılığı değil, arası kesilmezliği, bütünlüğü öngörülmektedir.

 

Evrenin oluşumuyla alakalı teorilerde diğer olasılıklar, karanlık noktalar.


  1. Sonuç hep dolayısıyla nedenden farklıdır

 

Patlama sırasında fiziksel, genellikle yasal durumlar oluşmaz, tam tersi yerlebir olur ve bozulur. O yüzden, “Bing-Bang” teorisi matematiksel olarak da anlatılması güç bir durum. Kuruluşun toplanmadan da oluşması mümkündür. Tüm canlı ve cansız doğada giden süreçleri izlediğimiz sıralarda bu iyice belirginleşmektedir. Patlayabilir bir güç gerekmektedir. Bu güç şimdiki evrenin niteliğinin toplamına eşit veya ondan büyük olmalıdır ve neden oluştuğuysa belirsizdir. Bu gücü yaratan başlangıç, nedense daha güçlü olmak zorundadır. Örneğin 5, en iyi halde 5`i oluşturabilir, 6`yı oluşturmasıysa imkansızdır. Oluşturulan oluşturanın bünyesinde olup, hep ondan küçüktür. Aynı zamanda, sonuç nedenin birer parçası olup, hep ondan küçük olmak zorundadır. Zira, neden mutlak sonuç için harcanamaz… Bu farkı “neden kaybı” olarak ta nitelemek mümkündür. Böylece, sonuç hep dolayısıyla farklı olacaktır. Tüm bu durumlarda, evrenin oluşumuna neden olmuş başlangıç, tüm bu olgularıyla, evrenden büyük olmak zorundadır.
 

  1. Noktanın kökeni ve niteliği hep belirsizdir.


         “Bing Bang” teorisinde sıfır zamandan, mekandan ve enerjiden söz edilmektedir. Sonra, sadece çok küçük bir noktanın varlığından bahsedilmektedir. Bu aslında çok çelişkili düşüncelerdir. Aynı zamanda belirttik ki, mekan ve zaman mutlak anlamda sıfır olamaz. Sıfırdan, hiçbir şeyden asla birşey oluşamaz.
“Bing Bang” teorisinin iki büyük kanıtı vardır: evrenin genişlemesi ve kozmik radyasyon fonunun- patlamadan sonraki kalıntının, atığın olması. İkinci kanıtı da ele alalım: iddia ediyorlar ki, “büyük patlama” sonucu kozmik radyasyon fonu oluşmuştur ve milyarca yıldır evrende varlığını korumaktadır. Bu tezin oluşumunun temelinde enerjinin kaybolmaması mantığıy durmaktadır. Bu mantıkla düşünecek olursak, “büyük patlama”nın maddesel olan bir küçük noktanın enerjisi, kitlesi vb. yani o noktanın tüm birimleri şimdiki evrene eşit olmalıdır. Planck uzunluğundan da küçük olarak algılanan o noktada bu kadar güç, enerji nereden ve nasıl oluşmaktadır? Nasıl oldu da, bu nokta böyle patladı? Kökeni, fiziksel, kimyasal, matematiksel niteliği belirsiz bir noktadan evrenin oluşumu olası  mantığın ürünüdür.

 

  1. Evrendeki periyodiklik. Durmadan gelişmenin imkansızlığı.


          Evrenin genişlemesi “Bing Bang” teorisinin temel yasasıdır. Yıldızların bizden, aynı zamanda birbirlerinden uzaklaşmakta olduğu iddia edilmektedir. Yani evren hızla genişlemekteidr. Bu da aslına bakılırsa olası bir yaklaşımdır. Zira, evrende süreçler periyodiktir. Yani evren belli zamanda büyüyen veya küçülen bir olgudur. Ancak mutlak anlamda sürekli, hızla genişlemesi de imkansızdır. Bu mümkün değildir. Öncelikle, böyle olursa, evren dengesini kaybedecek ve yerlebir olacaktır. Evrendeki yıldızlar, gezegenler yerçekimi ve diğer kuvvetlerin etkisinden kırık çizgilerle (rəqsi)  hareket ediyor. Bu kırık çizgiler çemberimsidir. Yıldızlar ve gezegenler kendi yörüngelerinde düz değil de, zigzaglı hareket ederek, çok da büyük olmayan bir düzende dans ediyorlar. Evrenin biçimiyse, olası mantıkla algıladığımız üzere çember biçiminde değil, gerçek mantığa uygun aralıkta düz çizginin çembere, çemberin de düz çizgiye dönüştüğü periyodik ve hareketli bir biçimdedir.

Salıncak belirli denge noktasına uyumlu olarak ileri ve geri hareket ettiği gibi, yıldızlar ve gezegenler de bu yönde hep hareket ediyorlar. Onların bizden uzaklaşan anını gözleyen bilimadamlarıysa düşünüyorlar ki, evren genişlemektedir. Oysa bu geçici bir durumdur. Düzenli , daimi uzaklaşma asla söz konusu değildir.

Burada çok basit bir gerçek vardır. Eğer evren hep genişlenecekse, bu durumda komple genişlemek zorundadır. Yani, evrenin tüm bileşenleri birbirine nazaran genişlenmek zorundadır. Aynen, Güneş düzenli bir biçimde kendisi de genişlemek zorundadır. Dünya, Güneşten, Ay Dünya`dan, diğer gezegenler ve uyduları da Güneş’ten ve birbirinden uzaklaşmak zorundadırlar. Ancak gerçekte bu durumun gözlemlenmesi mümkün değil. Böylesi bir durumda gezegenlerin yörüngeleri hep kendi niteliğini kaybeder, bunun sonuçlarıysa hissedilecekti. Aynı zamanda evren durmadan genişleyecekse, onu genişlemeye sevkeden, bu süreci durduran enerji, kuvvet yıldızların, atom ve moleküllerin moleküllerin gerçek (öz) hacimlerini  de genişlendirmek zorundadır. Bildiğimiz üzere, gerçekten bu olayların hiçbirisi gerçekleşemez. Kısacası, evren sürekli ve aynı çizgi üzerinde gelişmemektedir. Yıldızların ve galaksilerin karmaşık, kombinasyonlu hareket biçimlerinden birisidir. Eğer evrenin durmadan genişleyecek olduğunu düşünürsek, yine mantıksız sonuca ulaşacağız. Genişletilebilir, merkezden kaçan kuvvetler yaratıcı değil, yıkıcı, tahripedici nitelikte olduğu için onların etkisinden hiçbir zaman evren asla oluşamazdı.

Gezegenler güneşten ayrılıp oluşmuş olsalardı, hacimlerinin artması veya azalmalarına uygun bir biçimde peşpeşe dizileceklerdi. Venüs diğer gezegenlerden farklı yönde dönmeyecekti…
Tüm bu olasılıkların, karanlık noktaların son bulması için, birbiriyle yakinen ilişkili, vahdet içinde olan yeni EVRENSEL VAROLMA TEORİLERİni sizlere sunuyoruz.

 

YÖRÜNGELER teorisi:


         Gezegenler Güneş enerjisinin yörüngeler üzere toplanmasından, kitleye dönüşmesinden oluşmuştur. Enerji ışık ışınıyla toplandığında, kitle yaranmaktadır. Işık ışını gezegenlerin yörünge hatlarını tam olarak geçemiyor. YÖRÜNGELER ışık ışınını hν-ışık porsiyonunu, elektromanyetik dalgalarını tutup barındıran “ağ” rolünü oynuyor. Sonuçta biriken enerji kitleye dönüşüyor. Atomun yapısı ışık hızıyla hareket eden hν enerji porsiyonunun bölümünün yörüngelerde toplanmasından oluşmuştur. Güneşin kendisiyse herhangi daha büyük ışık, nur kaynağından yaranmıştır. Evren de böyle bir halkayla varolmuştur. Demek ki, Evrenin başlangıcı küçük bir nokta değil, tam tersi, daha büyük enerji, ışık ve ışık kaynağıdır. O, kaynağın karmaşık oranları, şimdiki evrene eşit veya ondan daha büyük olmuştur.

Cisim enerji kümesidir. Enerjinin toplamıysa cisimdir. Materya ansızın parçalanacak olursa enerjiye; enerji ansızın birikirse materyaya dönüşmektedir. Demek ki, materya ansızın biriken enerjiden oluşmaktadır.

Enerjiyi ansızın, büyük bir hızla depolamayı “bilen”, maddeye dönüştürense hiç kuşkusuz yörüngelerdir. Enerjinin toplamının niteliği, zamanı ve mekanı, en önemlisiyse birikme hızıyla alakalı çeşitli yapılar, cisimler, gezegenler oluşmaktadır. Sekteye uğramış, sınırlı alanlar yüksek hızda sınırsız alanları oluşturur. Sınırsız, sekteye uğramamış alanlar kitle ve sınırlı güçler oluşturur. Elektromanyetik alanı sekteye uğramıştır. Yüksek hızlı sekteye uğramış alanlar ansızın duraksarsa, yoğunlaşma, birikme oluşur. Süreç sınırsız, tam, sekteye uğramamış alanların oluşumuna neden olmaktadır. Sınırsız, sekteye uğramamış alansa, sekteye uğramamış enerjiye sahiptir. Bu enerjinin toplamı kitle anlamına gelmektedir. Demek ki, kitlenin sekteye uğramamış, sınırsız enerjisi, sınırsız enerjininse kitlesi mevcuttur. Sınırsız dendiğinde, sekteye uğramamış, tüm alan, enerji öngörülmektedir. Yapıların evrimi nükleer yükünün ve atom ağırlığının artması, enerji toplamlarının birikme hızıyla alakalı olup, sıcaklığın yutulmasıyla gözlenmektedir. Eşyanın, cismin ansızın parçalanıp enerjiye dönüştürülmesiyse ısı ayrışmasıyla gözlemlenir. Cisim ve enerji birbirlerini oluşturmuşlardır. Proton ve nöronların içindeki kuarklar sekteye uğramış alanların hızla yoğunlaşması sonucu oluşan tam, sınırsız alanlara – yani tekvucut, sekteye uğramamış alanlara sahiptir. Bu alanlar kitle oluşturmaktadır.

Kısacası, sekteye uğramış alanların yüksek hızla yoğunlaşmasından, birikmesinden tam alan, sınırsız alan oluşuyor, yapılar parçacıklara kitle verir. Kitle, yoğunlaşmış, sekteye uğramamış alanların zamanla karşılıklı ilişkisinin mevcutolma biçimidir. Yoğunlaşmış alan özel niteliklere sahip olur. Elektronu çok sığ, arası daha büyük olan alanlar yarattığı için kitleye sahip olamıyor.

Hızlı, sekteye uğramış alanlar, yörüngelerde ansızın durduğunda, biriktiğinde sınırsız alanlara, kitleye dönüşür. Demek ki, yörüngeler birincidir. Orada materyanın sentezi sürüyor. Süreç sıkıştırma, birikme niteliklidir. Bu, hızlanmış protonların çarpışmasından oluşan kısasüreli higgs zerreciğinden çok farklı bir süreçtir.

Her ışık, nur kaynağı belli boyuta, enerjiye kadar yükseldiğinde etrafında yörüngeler oluşur. Bu ölçü, kaynağın “kriz” enerjisidir. Demek ki, bir ışık kaynağı kriz boyutunu, enerjiyi geçtikten sonra etrafında yörüngeler oluşmaktadır.

 

“YÖRÜNGELER” teorisini kısaca üç postulatla özetleyebiliriz:
– Güneşin veya “kriz” enerjisi sürecini atlamış başka yıldızların etrafında belirli enerjiye, özel elektromanyetik alana, belirli bir zaman ve mekan boyutuna, yoğunlaştırma ve hızlandırma potansiyeline sahip stationer seviyeler – yörüngeler vardır.

-YÖRÜNGELER Güneşin (ışık kaynağının) – hν enerji bölümlerini  “ağ” misali kendisinde tutarak, yoğunlaştırır, tam, sınırsız, sekteye uğramamış alana dönüştürerek, proton, nöron, elektron, kitle ve materya sentezi etmektedir. Ve ona hız veriyor ki, oluşan madde, gezegen yörüngenin sınırları içinde o hızla hareket edir. Yörüngelerde sentez edilen materya öncelikle gaz, sonra sıvı, daha sonraysa katı yapı halinde olmuştur. Yerin yapısı da bunun açık ve net ıspatıdır. Nükleer gaz, sonra sıvı katı, daha sonra ise sert katı…

-YÖRÜNGELER Güneşle (ışık kaynağıyla) kendi aralarındaki ilişkiler düzenini (Güneş etrafındakı yörüngelere, yörüngelerse gezegenlere) oluşturdukları materyanın en küçük hisseciğine aktarmak (atom kapsamında-nükleer-yörüngeler-elektronlar) özelliklerine sahiptir.

Yaratılışın başlangıcı evrensel enerjisi İlahi nur, ışıktır. Yıldızlar, Güneş başlangıç ​​nurun, ışığın yörüngelerinde sentez edilmesi sonucu yaranmıştır.

Böylece, yörüngeler ilk yaratılmışlar, yıldızlar ve gezegenlerse türevleridir. Her bir yörünge kendi niteliğine uygun yıldızlar veya gezegenler – Merkür, Mars, Venüs, Dünya ve s. oluşturur. Demek ki, yörüngeler daha sonra yaranmamış, materyadan daha önce varolmuştur.

Yıldızlar arasındaki ortam, orada olanlar, yörüngelerdeki ve uzay cisimlerinin kapsamında yaşanan süreçlerin, aralarında ilişkilerin etkisinden oluşmuştur. Kullanılabilirlik sırası şöyledir: ALLAH, ALLAHIN isteği ve “var ol!” Sözü, bundan oluşan ilahi güç, Evrensel enerji, İlahi nur. Evrensel enerji, İlahi nur başlangıç ​​yörüngelerini yaratmıştır. Yörüngelerde yıldızlar, yıldızlarınsa kendi yörüngeleri oluşmuştur. Yörüngelerde evrenin sentezi zinciri gelişmiştir.
Evrensel varolma Teorisi:
Her varolanın belli bir enerjisi vardır. Bu sadece canlılara ve cansızlara ait değildir. Varolmuş, varolan ve varolacak cisim ve olaylarda, süreçlerde, fiziksel, kimyasal, matematiksel, biyolojik yasalarda, oluşturulan ve geliştiricilerde, genel olarak herşeyde mevcuttur.

Örneğin ay, ağaç, Coulomb kanunu, yıldırımın çakma olayı, yaratılmış iyi bir eser- yani varolan herşeyin kendi enerjisi, aurası, onun varoluşuna neden olan, onu, bilgilerini içeren “birşey” vardır. Buna “Varolma enerjisi” diyelim. O zaman şöyle bir soru ortaya çıkacaktır: “varolma enerjisi” mi önce ortaya çıktı, yoksa varolanlar mı? Cisim, olay, kanun, yaratılanlar mı birincidir, yoksa onlara ait, “varolma” enerjileri mi? Varolma enerjisi yaratıcı mıdır, türev mi?

Varolanlar sonuç olduğu için onları işleyen neden – varolma enerjisi birinci olmak zorundadır.

Evrensel varolma teorisini birkaç postulatla vermeye çalışalım:

-Evrende her ne varsa, evrensel varolma enerjisinin çemberi içinde mevcuttur. Çember evrenin sonsuz olmadığı anlamına gelmektedir. Evren düz çizginin çembere, çemberin de düz çizgiye dönüştüğü açık, dinamik yapıdadır. Bu düzen sonsuzdur. Zaman da bu yüzden mevcuttur. Evrenin sonu gerçek mantık içindedir, gerçek sıfırla bitmektedir. Zaman mekandan önce mevcuttur. Çünkü varolma enerjisi varolandan once oluşmuştur. Zamansa, evrensel varolma enerjisinin kapsamında oluşmuştur. Hiç kuşkusuz, konu evrenin zamanıyla alakalıdır. Mantıkdışı zamanıysa çok farklıdır. TANRI katındaysa zaman ve mekan bir bütündür. Bu durumsa TANRI`nın Adem ve Havva’yı bizimle birlikte görebileceği anlamına gelmektedir.

-Her varoluşun varolma enerjisi, evrensel varolma enerjisinin bir parçası olup, ondan oluşmakta, onun düzlemi içinde bulunmaktadır. Özeldir (dalga boyu ve d.parametrleri asla tekrar edilemez), evrensel enerjisiyle aynı zamana, aynı yaşam süresine sahiptir. Varolma enerjisi çember biçimindedir. Demek ki, her bir mevcudiyyet kendineözgüdür. Evrim, mevcut olanların bir birine dönüşmesi- sürüngenlerden kuşların oluşması anlamına gelmemektedir. Her mevcut olan, yaşamı boyunca tekâmül eder, ilkelden gelişmişe bir yol gider. Fakat, kendi düzlemine uygun. Yani, kuş gelişip, öyle kuş olarak kalacaktır, asla memeliye dönüşmeyecektir. Palamut gelişip, palamut olarak kalacak, çınara dönüşmeyecektir. Mevcut olan herşey, yaşamı süresinde tekamül etmeğe, kendi varlığının doruk noktasına ulaşmağa mahkumdur. Zira, genel olarak evrim bunu gerektirmektedir. Tam tersi, varoluşun birbirine dönüşmesini kabul edecek olursak, varolma enerjilerinin de birbirine dönüştüğünü kabul etmek zorundayız… Bu durmsa, herşeyin kendi kendine, düzensiz oluşması anlamına gelmektedir.

-Mevcut olmak için herşeyin varolma enerjisinin “Ana rahmine” gereksinim duymaktadır. Gezegenlerin “Ana rahmi” yörüngelerdir (güçlü eserlerin “Ana rahmi” dehaların beyni, savaşların evrendeki çeliskilerin çokluğu, derinliği vb.). Ancak canlı, cansız, olaylar, keşifler, dehaların yarattığı yapıtlar ve.d. – Tüm mevcut varoluşların varolma enerjisi evrensel varolma enerjisinin düzleminde olup, onun bir öğesidir ve önceden de mevcuttur. Yörüngeler “Ana rahmi” misali, oraya düşen hν kuantum bölümlerinin içerdiği gezegenin varolma enerjisini varolmaya dönüştürür. Toprak dev palamutun varoluş enerjisini içeren meyvasını varolmaya dönüştürür.

-Varolma enerjisinin gerçek sıfırı-en küçük yapı birimi kuantum bölümünden (hν) daha küçük olup, onu yaratmıştır. Gerçek sıfır varolma zamanı da Planck zamanından küçük olup, onu varetmiştir.
-Varolma enerjisinin, varolanın niteliğinin, kullanılabilirlik süresinin (ömrünün) gerçek sıfırı, bunların oluşturduğu evrensel varolma enerjisinin niteliği, zamanı ALLAHIN “varol” kelamının türevidir, kudretinin izdüşümüdür. Oluşturmak(“Varol!”) emrinin – (nedeninin) sonucu, belirtisidir. “Var ol” emrinden, isteğinden, yani bu kelamdan evren kendi başlangıcını ​​almıştır. “Varol” başlangıç ​​ışık, nur, sebep, nedendir. Bu kelamdan, evrensel enerjinin hangi mekanizmayla ortaya çıkması, türemesi mantıkımızın, ilmimizin anlamı dışında olup, gerçek ve dürüst – İLAHİ mantık çevresindedir.

-Varolma enerjisinin ne zaman varolmaya dönüşmesi, evrensel enerji kurulduğu günden kıyamete kadar olan sure zarfında “zincirsel evrim zorunluluğu” prensibi ile dizilmiştir. Çekirdek evrim zorunluluğu, varolma enerjilerinin, ilkelden gelişmişe prensibiyle mevcut olma dizilişidir. Yani, önce “taş atan” insan, sonra “tüfek atan” insan varolmuştur… Mevcut olma serisinin bozulması, mucize veya son anlamına gelmektedir. Örn: yer güneşten, Havva Adem`den önce varolmuş olsaydı… Ne olurdu?? Tüm varolma enerjileri, kıyamete kadar varolma sürecini geçeceklerdi. Kıyamet, varolma enerjilerinin varolma süresinin bitmesi ve yeni düzlemde her birinin, aynı zamanda mevcut olması anlamına gelmektedir.

-Mevcut olan herşeyin varolma enerjisinin bir bölümü onun etrafında alan yaratmaktadır. Her mevcut olanın etrafında varolma enerjisinden türemiş varolma alanı vardır. Bu alan diğer mevcut olanları, aynı zamanda insanı etkilemekte, çeşitli sinyal araçları iletmektedir: Örn: yaşanmış mutsuz bir olayın gerçekleşmesi uzakta bulunan bir insan tarafından farkedilir, az sonra birisini göreceğini duyumsuyorsun, bu o kişinin varolma alan enerjisinin sana ulaşmasıdır.

 

Evrensel varolma teorileri

 

Gerçekten mevcut olan, varolma enerjisi ve niteliğiyle direk, zamanın (yaşamının) karesiyle ters orantılıdır.
V ≈ Q EM / (T ²)

 

Yaklaşıklık göstermektedir ki, varolma enerjisinin tamamı varolmağa dönüşmüyor. Belirli bir bölüm varolmanın etrafında özel bir alanın oluşturulmasına harcanmaktadır.
V- gerçek mevcut olan

Q- varolma katsayısı

E- varolma enerjisi

M- nitelik

T- zaman, varolmanın ömrü.

E- varolma enerjisi, varolanın sonsuza (kıyamet gününe) kadar değişmez enerjisidir ki, varolma zamanında, ondan önce ve sonra da hep mevcuttur. Değişmezdir, varoluştan öncedir, onun varolma nedenidir. Sabittir, her yaratılmış için özgüdür. Buradan anlaşılıyor ki, hiçbir şey izsiz kaybolmuyor. Örn: Yıldırımın çakması, onun sesi, ışığı, enerjisi kaybolmuyor, evrende herhangi bir biçimde duruyor.

Q- varolma katsayısı her varolanın en küçük niteliğinin en küçük yaşam süresine olan oranıdır.

Var olanın gerçek sıfır (hiçlikten ilk sonra, varlıktan önce, yoklukla varlığın geçiş süreci) niteliğinin gerçek sıfır yaşamına (kurulduktan sonra geçen en küçük zaman) olan oranını ifade etmektedir. Her mevcut olanın kendi varolma katsayısı vardır.

T- o yüzden kareyle anlatılmaktadır ki, nitelik ve mevcutluk katsayısı hep zamana gereksinim duymaktadır. Her varolanın varolma enerjisi E = VT² / QM,
VT² = EQM – yani,
varolanın kendi yaşamına olan uzaklığı, varolma katsayısının varolma enerjisinin ve niteliğinin birbirine olan çarpımına eşittir.

 

Bazı ilginç varsayımlar

 

-Varolma enerjisini önceden görenler hissedip, geçmişte ve gelecekte bazı mevcut olanlardan ve olacaklardan haber verebilirler. Bunun için, o insanlarda üçüncü sinyal sisteminin gelişmesi şarttır.
-Varolma enerjisini bulmak tıpta (aynı zamanda, kanser hastalığı), savaş teknolojilerinde de büyük öneme sahiptir.

-Varolma enerjisini bloklayarak, mevcudatı görünmez hale sokmak mümkündür. Aynı biçimde cismin üzerine düşen ışınları kaydırmakla, onları görünmez hale getirmek de mümkündür.

-Varolma enerjisini yaymakla, bir varolanı, mevcut olanı aynı anda başka mekanda göstermek te mümkündür. Muhtemelen uzaylılar bu tür yayın, projeksiyonlarla evrenler arasında bulunan araları atlıyorlar (şayet varlarsa).

 

Tekrar “Higgs Bozonu” yla alakalı

 

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı – BHÇ (Large Hadron Callider-LHC) dünyanın en büyük ve en güçlü parçacık çarpıştırıcısından oluşan, çok küçük zaman zarfında beliren Higgs Bozonu görülen yapısal parçacık, varoluşun temelini oluşturamaz.

Birincisi çok kısa zamanda varolur. Yani, zamana güç gelememekte, tam tersi zaman onu eritmektedir. Mevcut olmak için zamanla uyumlu veya ondan daha güçlü olmak temel şarttır. Evrensel enerjiyle beraber oluşan, çeşitli varolma enerjileri zamanla uyum sağlandığında (eşit olduğunda) veya ondan daha güçlü hale geldiğinde mevcut olurlar. Buna mevcut olmanın “verimli zamanı” yahut, “mevcutolma sırası” da diyebiliriz. Her mevcut olan, kendi varolma enerjisinin zamanla eşit veya ondan daha yüksek olması halinde “verimli zaman” noktasına ulaşır, yani sıra kendisine gelir ve mevcut olur. Geleceğe yönelik zaman oku  varolma enerjisinin yanına varıp ta onunla eşleşiyor. Varolma enerjisi varolmaya dönüşüyor. Her mevcut olanın ömrü, zamanın hızından küçük olduğu için zaman ekseninde geriye hareket edip, ihtiyarlıyor. Tüm bunlarsa evrim zorunluluğu ilkesi düzleminde geçekleşir. Buradan bir sonuç ta çıkmakta: zaman değişen durumdadır, yani sabit değildir. Gittikçe güçsüzleşen ve güçlenen, enerjisi artan ve azalan biçimde, yani, peryodikdir. Evrende her şey peryodikdir. Sanki evren yapının zerreciğinden tutun da, bütünlüğüne kadar bir nokta etrafında aşağı yukarı dans etmektedir. Ve bu dansa, peryodikliğe, düzene neden o noktanın kendi niteliğinden oluşmaktadır. Bu nokta ALLAHIN “var ol” kelimesinin enerjisinin merkez noktasıdır… Evrenin yapısı, zamanın mekan, mekanın zaman oluşturması da peryodiktir.

Alanlar ve hareket te peryodik,sekteye uğramış, şeritler halindedir.Varolma tamamen peryodiktir. Kıyametin zamanı- herşeyin varolma enerjisiyle eşleştirip onların yeniden kullanılabilir olmasını şartlandıracaktır. Kıyametin zamanı, en hafif, en verimli zaman anlamına gelmektedir.
          Higgs Bozonu diye bilinen parçacık zamanla aynı düzleme gelmediği için, materyaya dönüşemiyor, varolma düzenine giremiyor. Zira, evrensel enerjide varolma enerjisinin payı yoktur.
İkincisi varolma çarpışma, patlama, dağılmadan veya donmadan değil, biraraya gelmeden, uzlaşmadan oluşmaktadır. Yörüngelerde hızla biriken enerjinin toplanmasından, alanların sıklaşmasından oluşmaktadır.

Üçüncüsü- Proton varsa, demek ki, varolma da mevcuttur. Higgs Bozonu, evrim zorunluluğu çizgisinde protondan önce olmak zorundadır… Bu durumda biz protondan daha küçük, güçsüz, ömrü az olan parçacığı nasıl varolmanın temeli olarak kabul edebiliriz? Zira onu yaratan ve ondan güçlü olan daha önce varolmuştur. Yani, biz elma ağacını değil de, elmayı mı yaratıcı hissetmeliyiz? Bir şey gerçektir ki, çatışma ve patlama değil, biraraya gelmeden, toparlanmadan varolma gerçekleşebilir.

Dördüncüsü- Daha bir konu: protonları hızlandırmak için ek bir enerjiye gereksinim vardır. Ve süreç zaman içinde sürüp gider. Demek ki, Higgs Bozonu varolmanın temeli, kitle veren ve “Tanrı`nın zerresi” olamaz. Çünkü daha önceden değildir, türevdir. Higgs Bozonu görülen yapının parçacık protonuyla ilgisi bulunmayan, onun bir parçası olmayan, önceden sarf edilen enerjiyle durmuş hareketin, yokolmuş hızın, yüksek hızla hareket eden varolma enerjilerinin etkileşim biçimidir. Yüksek hızın ve başlangıç ​​enerjinin varolma enerjileridir. Normal hızdan farklı olarak yüksek hız kendisi izsiz yok olamaz ve de duramaz. Yüksek hız ansızın duracak olursa, kendisinden geriye iz bırakmak zorundadır.

Beşinci- önemlisi LHC’de gözlemlenen Higgs Bozonu peryodik hüviyette değildir. Yokolduktan sonra yerinde hiçbir şey bırakmaz. Zaman onu tam “eritmek”tedir. O, mevcuttur ve “yeni şeyler” yaratamaz. Tanrı zerresi, kitle veren bu kadar karmaşık şartlar, ek güç hesabına oluşmamalıdır. Zira, o koşulların ve gücün kendisi de varolandır.

Yapısal hissecikleri Çarpıştırmakla, materyanın, kütlenin kaynağını bulmak mümkün değildir. Kitle sınırsız, sekteye uğramamış alanın dalga ve parçacık (dualizm) huylu enerjisinin zamanla karışılıklı ilişkisinin varolma biçimidir. Pratik deneyler ışık hızıyla sınırlı, sekteye uğramış alanları biraraya getirip, sıklaştırıp sekteye uğramamış, sınırsız alanlar yaratmak yönünde yapılmak zorundadır. Ve yörüngelerin fonksiyonunu ortaya çıkarabilecek, özel ortamlar oluşturulmalıdır.

 

 

Advertisements

Bir cavab yazın

Sistemə daxil olmaq üçün məlumatlarınızı daxil edin və ya ikonlardan birinə tıklayın:

WordPress.com Loqosu

WordPress.com hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış /  Dəyişdir )

Google+ foto

Google+ hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış /  Dəyişdir )

Twitter rəsmi

Twitter hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış /  Dəyişdir )

Facebook fotosu

Facebook hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış /  Dəyişdir )

w

%s qoşulma